25 Mayıs 2010 Salı
Sensiz Geçecek Günler
20 Mayıs 2010 Perşembe
Dinleti
14 Mayıs 2010 Cuma
8 Mayıs 2010 Cumartesi
Ben Her Cuma Simit Yerim
Oldum olası severim simidi. Küçükken, öğrenciyken, yolda, vapurda, maçta, evde hep keyif almışımdır simit yemekten. Tezgah simidi olacak ama hani o 'çıtır' diye tabir edilenlerden. Pastanelerde çıkan yumuşacık, pamuk gibi simitler ve kandillerdeki o küçücük olanlar hiç cezbetmez beni. Her şehrin simidi de farklıdır birbirinden. Mesela Ankara'nın yanık ince simitleri en meşhurlarındandır. Her ne kadar önceleri beceremeyip yaktıklarını öne sürerek laf atsam da zamanla alışıp sevmiştim. Okuduğum yıllar boyunca pek tatmin olamadığım Eskişehir simitleri, şehrin kokoreççi yetersizliği ve standart İstanbul'da sosisli satan büfelerin orada olmayışından sonra gıda sektöründeki eksikliğiydi benim için. Yine de öğrenciliğin duyurduğu gereksinim sonucu karnımızı doyuran olmuştur simit. Üniversitenin kapısında duran simitçi amcayı da alıştırmıştım. Her Cuma ışıklarda beklerken göz göze geldiğimizde elimle yaptığım işaretlerin simgelediği sayıya göre hazırlardı simit poşetini. Hala her Cuma işe erken gelip masamda kimselere dokundurmadan sürüyorum hem simide peyniri hem simidin keyfini.1 Mayıs 2010 Cumartesi
Bağlarım
Yedi sekiz yaşlarından beri top teptiğimi düşünürsek yirmi beş senedir de fiili olarak haşır neşiriz demektir futbolla. Kendimce yaptığım hesaplarla maksimum beş altı sene sonra noktayı koyarak uzaktan sevmeye devam edecektim. Olmadı.. Evdeki hesap çarşıya uymadı ve geçtiğimiz hafta yırtılan sadece sol diz çapraz bağlarım değil, benim yazdığım hikayede futbola ayrılan kısmın da kalan sayfaları oldu.
21 Nisan 2010 Çarşamba
Geçer
O da gelir, o da geçer. Dert ararsan çok hayatta. Aramasan da bulur zaten seni. Sen mutluluğu arayacak, bulduğunda da kovalayacaksın. Malazgirt bitsin, Kurtuluş Savaşı kazanılsın. Sonra... Bitmez ki hayattaki savaşlar, yetmez ki insanı doyurmaya pişirilen aşlar. Sen her savaşı kazan ve hep bekle içi yemek dolu bir kazan.
Olmaz...
Kazanır, kaybedersin ve bir şeylerden hep öyle vazgeçersin.
16 Nisan 2010 Cuma
Nasılsın?
Cevabı hiç verilmeyen bir sorudur bu 'nasılsın'. Her daim iyi olunduğu belirtilerek geçiştirilen ve sorana nasıl olduğumuzu sorduğu için üstüne bir de teşşekkür edilen tek kelimelik cümle. Aslında herkes için başka başka hallerde cevabı vardır da hiç kimse onu açığa çıkarmaz, çıkaramaz ve sadece 'iyiyim' der. İşin garibi kötü olsa bile öyle der. Neredeyse hayata son kez bakmakta olan birine sorsanız bile, vereceği cevap yine tek kelimelik bu anlamsız cümledir.Bu sorunun bir de çoğul hali vardır ki her seferinde içimde onlarca replik kurup, hiç birini kullanamamanın üzüntüsüne rağmen ben de iyiymiş gibi yaparak soruyu beklenen cevabı ile karşılayıp teşşekkürlerimi ilettikten sonra sorarım; "siz nasılsınız?". Kişilik bölünmesi yaşayan ruhuma yöneltilmiş gibi hissetmeme yol açan bu soruya, "Nasıl mıyız? Anlatalım da dinleyin.." diye başlayarak devam etmek istiyorum bir gün.
-Devam edecek-
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
