Güzel şeyler çal be dostum bu sefer. Her melodi hüzne götürmesin bizi artık. Bırak parmaklarını, tut dilini ama ritmin de kaçmasın yine efkara doğru. Neşeli bir parça olsun repertuarından seçtiğin ya da doğaçlama uyuduruver kendin. Sözleri içimizi acıtan şarkılardan sıkılmadık. Onlar bizim her daim. Sadece bu seferlik olsun kapanmasın gözlerimiz. Kesilsin ayaklarımız yerden müzikle beraber. Eşlik eden ruhumuz olsun ona, göğe doğru...
Her tınısında ayrı bir tat var bu hayatın ve sevdiklerimiz kadar kulaklarımızı tırmalayanlarda var elbet. Sen sevdirdiklerinden çal bu sefer biz eşlik edelim; kah başımızı sallayarak, kah tempo tutarak. Sen çal kendi kendine; kah bizi geçmişe saplayarak, kah geçmişi hepten unutarak...
Hayat bir 'mini düş' , indi-bindi bir kaç yüz...
Çamura bir kere battıktan sonra yapacak bir şey yoktur. Bir an önce çamurdan çıkıp temizlenmenin yoluna bakmak, ayakkabıya üzülerek çamurun içine oturup ağlamaktan daha iyidir sadece. Üstün başın kirlenmiş, moralin bozulmuş olsa da ayaklarına bakıp çamuru bir de hafızana kazımak yerine ileriye bakıp devam etmek gerekir. Üst baş da temizlenir, moraller de tazelenir. Çamur da kurur kalmaz güneş açınca. Giden ayakkabı olur belki sadece, ona da ihtiyacımız var mı sence?
İşten çıkmışım, şirketin oradaki üst geçitteyim. Ben merdivenlerden iniyorum, o ufaklıksa çıkıyor. Muhtemelen benim gibi o da evinin yolunda. Öyle bir çıkışı var ki merdivenlerden sanki peşinden kovalayan var. Ben ise yedi sekiz saniye önce öte taraftan çıktığım için ağır aksak iniyorum aynı yerden. Ortasında buluşup yan yana geldiğimizde okuyabiliyorum yüzündeki manasız heyecanı. Okulda mı olmayı seviyordur, evine dönmeyi mi diye düşünüyorum kendi kendime. Nedir onu böyle hızlıca eve varmak için güdüleyen? Merdivenler bitiyor, aksi istikametlerde devam ediyoruz. O koşa koşa, ben anca adım adım.
Aç kollarını açabildiğin kadar ve kucakla ne varsa hayatında. İyisini, güzelini sarıp sarmala sok içine. Kötüsünü, çirkinini yok et gözünün önünden. Kalmasın hiç önünde engel, yüreğin kadar geniş olsun yolların. Sonra yeniden aç kollarını açabildiğin kadar ve yürü üstüne üstüne. Ellerinden tutanlar, koltuğunun altına girenler güç versin sana.
Aç kollarını açabildiğin kadar ve uzan her yere ki gidemediğin göremediğin kalmasın içinde. Her vardığın yerde başka bir yer uzak kalmış olacak. Hepi topu bir kucak dolusu bu dünya yani. Nereye gidersen git, sığdırabileceğin aynı.
Hayat bize verilmiş karşılıksız bir çektir, bugünun anlamı varsa o elindeki değil dalındaki çiçektir...
Bir iki hafta öncesine kadar İstanbul'a yağdığında kısa süreli keyif sonrasında eziyet yaşatan karın yakıştığı yerlerden biri de Kartalkaya'ymış. Fotoğraflardan görülen o. Bundan 12 sene evvel yine kendi isteğim dışında kendimi karın yakıştığı başka bir dağda bulmuştum. Arkadaşım vesilesiyle bir üniversite turuna yamanarak Uludağ'ın eteklerine serpilmiştik. İmece usülü edindiğim bir kaç parça kıyafet ile huzursuz bir şekilde çıkmıştım pist denen eğimli antreman sahasına. Ayaklarımda kayak takımı, ellerimde çubuklar düşe kalka debelendim karlar içinde. Yavaşlamak ve durmak için öğretilen kaz ayağını aklımıza kazıyarak vurduk kendimizi tepeye. Pist gibi kısa da değildi yol. Üstelik sağdan soldan hızlıca inen onlarca yarı usta kayakçının arasında kalmıştım. Kaz ayağının sökmediği yerde çömelerek durmaya niyetlensemde kızaktaymışçasına iniyordum bu sefer yokuşu. Son çare sağa sola atlayıp son veriyordum kontrolsüz inişime. Binbir güçlükle düzlüğe varırken bana hala "Kaz ayağı, kaz ayağı" diye taktik vermeye çalışan arkadaşlarıma "Bırak bu ayakları hatta al bırak bu kayakları" diyerek kendimi otele attıktan sonra tatil anlam kazanmıştı benim için. Geri kalan zamanımda açık büfenin nimetlerinden faydalanırken, içkinin kollarına bırakıp seyreylemiştim karın güzelliğini. Ara ara dışarı çıkıp kayanlara da uzaktan bakıp sadece gece sucuk&şarap keyfine ortak olmuştum onlarla. Böyle geçmişti benim için kar tatili ve son gecemde kızakla kayarak en azından sapasağlam ve stressiz bir şekilde inişin tadına varıp da dönmüştüm.
Bütün bu anılarımı tazeledikten sonra sekiz kişilik grubun tek kaymayanı olarak iki günlük tatile çıkıyorum bu gece yarısı. Bu sefer deneme amaçlı bile adımımı atmayacağım dışarı. Belki sadece veli konumunda hanıma göz kulak olmak için yiyebilirim bu sözümü.