Sene başında kendi kendime yazılı olmayan bir liste oluşturup yapmak isteyip yapamadığım bir takım şeyleri sıralamış ve o zamandan beri de onları sırasıyla hayata geçirmeye gayret ediyordum. Unutulan, vakit bulunamayanlar, üşenilen ve ertelenenler bir bir eksiliyordu bu listeden. Her yeni yıla yeni başlangıçlar umuduyla girilir ama ne hikmetse karlar erimeden bütün hayaller erir gider ve rutin hayata devam edilir. Tıpkı Pazartesileri girilen ve hafta sonuna kalmadan çıkılan diyetler gibi. Monotonlaşan hayatlardır bu umutların ve planların törpüleyicisi. Git gel hafta boyunca iş hayatının koşturmacası, ev ile ofis arasında trafik yoğunluğuna bağlı oluşan yorgunluk ve hafta sonuna sığmayan uzun bir liste...
Şimdi yapılacaklar listesinde bir maddeye daha çizik atmak ve ona bağlı bir alt başlık açmak üzere bekliyorum hafta sonunu. Sekiz gün sonra kaldığım yerden devam edecek, kah başlık ekleyecek kah öncekileri sileceğim. Bu liste uzadıkça uzayacak ve hiç bitmeyecek muhtemelen. Önümde duran bembeyaz bir sayfaya ne yazsam diye düşünüp duracağım gün geldiğinde ya da sadece sayfanın sonuna bir şeyler yazıp üsttekileri hiç okumadığımda bedenimle ruhum ayrışmış demektir. Biri kalem olur ucu yok, diğeri kağıt olur suçu yok...
Seneyi doldurmuşuz buraya yazmaya başladığımız günden beri. İlkokulda öğrendiğimiz harfleri yan yana getirerek kağıt üstünde kelimeleri peşi sıra dizeli yıllar yıllar olsa da kimileri birilerinin hatıra defterlerinde, kimileri en sadık dostuma giden zarfların içinde, kimileri okul yıllarında tutulan notlarda, kimileri internet aleminde orda burda ya kayboldu ya da kaydoldu.
Burası ise ne hatıra ne de not defteri. Bir internet adresi olsa da üzerinde yazılı, gideceği tek bir adresi yok yazılanların. Ben yazıyorum içimden geçenleri, sen de oku içinden seçtiklerini. Kafamı toplarlayabildiğim zamanlarda, içinde dağılanları da burada toplamaya gayret ediyorum elimden geldiğince. Bir seneden beri...
Gün ağırıyor, güney çağırıyor artık bizi. Sırtımızdan akan ter damlalarına eşlik etmeyi bekleyen daha tuzlu damlacıklar var güney sahillerinde. Kışın ortasında donarken, hayaliyle ısındık ve ayırttık yerimizi ne olur ne olmaz diyerek. Şafak sayan asker gibi günleri saydık birer birer. Neler yapabileceğimizi plansızca geçirirken kafamızdan, yüzümüzde tebessümden öte ifadeler oluştu. Bütün bu heyecan fırtınası aslında bir yel gibi gelip geçecek olan sadece bir hafta içindi. Sekiz gün, yedi gece ve sadece iki hece; tatil...
Yaz gelir ve yazasım gider, bu hep böyle olmuştur. Herkes için mi geçerlidir bu yoksa bana has bir hissiyat mıdır bilemedim. Gerçi tatil kavramı hep 'yaz'ı aklına getirir insanın ve mevsim olan 'yaz', eşseslisi, emir kipi 'yaz'ın isme dönüşmüş hali 'yazı'yı da alır götürür tatile. Kelimeler böyle minibüste ayakta giden yolcular misali içiçe girerken benim kalemim de sıcakla beraber erimeye, anlamlı cümleler yazamamaya başlıyor işte...
Ellerin kadardım ellerinin arasındayken, sonra büyüyüp kayıp gittim o ellerin arasından... Tuttuğum ellerin ve sözlerinle kaybolmadan buldum hep yolumu. Yerinde durmayan gözlerine sabitleyemediğim gibi gözlerimi, kendim de duramadım yerimde. Seçemediğim yolların nereye gittiğini bilemeden yürüyorum hayatta. Sen bana baktığında ne görüyorsun onu da bilemiyorum ama ben sana her baktığımda mahcubiyet yaşıyorum. Yarım kalan sayfaların uçları gibi bükük boynum. Yere değen bir pantolon paçası gibi ölçüsüz, bardağın dibinde kalmış çay gibi kurumuş hayallerimi yaşatamadığım için...
Bir saat sonra gün biter, bugünle birlikte hafta biter, yarın olur ay biter, ayla birlikte ilkbahar biter... Sonra yaz başlar ve bizi haşlar bu sıcaklar!
Taksim'den dolmuşla dönerken bakacağım yine, sanki her seferinde ilk kez görüyormuşçasına heyecanlanarak ve Ağustos'a kadar içinde şarkılar, türküler yankılanacak bizim bestelerimiz yerine. Bazen ben de olacağım çimlerinin üzerindeki kalabalığın içinde ama sen olmayacaksın. Alkışlar, çığlıklar arasında kimler kimler gelip geçecek ama hiç biri senin yerini dolduramayacak. Ne çekilen halaylar ne de sallanan başlar golden sonraki pınarbaşının tadını veremeden bitecek o günler de. Ve biz sana kavuştuğumuzda yine isyan edeceğiz; "Sensiz geçen günlerin..."